DUBLÖRÜN DİLEMMASI – Murat Menteş

Nuh Tufan, Umur Samaz, Habib Hobo, Ferruh Ferman gibi sıradışı isimlere sahip, her biri şahsına münhasır karakterler ve değişik bir polisiye roman.

Ferruh Ferman öldürülme endişesiyle kendisine bir dublör kiralar. Nuh Tufan, Ferruh Ferman maskesi ile onun hayatına sızar. Sonunda kim hayatta kalacak? Ferruh Ferman mı? Nuh Tufan mı?

Murat Menteş ropörtajlarında da bir yazar mutlaka dil bilgisine hakim olmalı diyor ve romanlarını edebi sanatlar ile zenginleştiriyor. Her cümlede bir mecaz, bir teşbih ya da kinaye ile oluşturduğu özgün üslûbuyla okuru şaşırtmayı başarıyor.

Yazarın hiperaktivitesi ve okuma, izleme çeşitliliği kitabına da yansımış. Kitaplardan, filmlerden alıntılarla her bölüm bir epigrafla başlıyor. Epigraflarda öyle cümleler var ki gerçek alıntılardan Menteş’in kıvrak zekâsıyla örülmüş çakma alıntılara nasıl geçiş yaptığınızı anlamıyorsunuz.

Zaman zaman güldüren, zaman zaman düşündüren cümlelerle, fermuarın icadı gibi kimi didaktik bilgilerle kaçan kovalayan hikayenin içinde aynı ritmle okuma serüveni yaşadım.

Eşimin merakını gidermek için aldığımız ikinci ve hatta bir üçüncü kitap kütüphanede biraz demlensinler. Zira Murat Menteş’in hareketli, uçuk kaçık kafasının yansımalarıyla örülü kurgularını ard arda kaldıracak bünyeye sahip değilim.

KIRIK AYNA – Merce Rodoreda

Parmaklarına yapışan balık pullarını söküp atmaya çalışırken kendi kendine söz vermişti Teresa; gençliğini, güzelliğini, üzerinden atamadığı bu koku içinde geçirmek, balık bağırsakları ile çürütmek istemiyordu. Zengin bir koca bulacak ve balıkçı tezgahından kurtulacaktı.

Sahip olamadıklarına kavuşma azmini, hırsını taşıyan insanlar mutlak başarıya ulaşabilirler. Ama içlerinde bir yerlerde, kalbinin derinliklerinde, aklının kuşatılamaz dehlizlerinde kişiliklerinin değişmediğini, pusuda yatan asıl benliğinin fırsat yakaladıkça kafasını mağaranın ucundan çıkarttığını görebiliriz. Tıpkı Teresa’nın yaşlı ama zengin kocasından sakladığı geçmişinin üç kuşak boyunca kendisini takip etmesi ve etrafında dönen bir uğursuzluk halkasının kızına, torunlarına kadar genişleyip tüm aileyi kuşatmasını bir EKG’nin ritmik devinimleriyle okuyorsunuz.

Rodoreda’nın altı senede yazdığı bu romanda kimi zaman kalabalık kadrolu bu hikâyenin karakterlerinin isimleri arasında debelendim kimi zaman olay örgüsü içinde boğuldum, bazen aşkın, aldatılmanın ateşini, alınganlığını, kırılganlığını yaşadım. Rodoreda, üç bölüm halinde yazdığı bu romanın üslûbunu oturtabilmek için hiç aceleye getirmemiş. Hatta araya Güvercinler Gittiğinde isimli o nefis romanını sığdırmış.

Bu büyük ailenin yaşadığı evi saran sarmaşık gibi sarmıştı mutsuzluk hayatlarını. Ailedeki kayıplar insanları rüzgârına katıp sürükleyiveriyor. Önüne geçilemeyen bir akışta yitip gidiyorsun. Bir an durup kendini dinlediğinde fark ediyorsun ki ruhun, kırık bir aynanın parçaları üzerinde darmadağın yansıyor.