Sevgili geçmiş(im),
Şimdi uzaklardasın diye sana serzenişte bulunacak değilim.
Eski günlüklerini karıştırırsan, zaman zaman grup hâlinde bir yazı maratonuna katıldığımı hatırlarsın. Bu maratonların bayrağını taşıyan, bizleri, bayrağı dolaştırmaya davet eden Sevgili Neslihan yine başlama düdüğünü çaldı. Benim pek anladığım konu değil astroloji ama dün gerilemeye başlayan Merkür’den esinlenip geçmişe bir selâm verelim, içimizde kalan düğümleri çözelim, hesaplaşalım amacıyla başladık yazmaya. Dün geceye yetişemedim. Ama geç olsun iş işten geçmemiş olsun, yeter. Anlayacağın gibi Geçmişe Mektuplar bu yeni serinin adı.
Nasıl geçtin, habersiz. Böyle hızlı geçeceğini bilseydim her âna özel ihtimam göstermez miydim? Oysa çocukluğumun saflığı, bilinçsizliği, gençliğimin başımda esen kavak yelleri, zihnimde uçuşan düşünceler, fazlaca bölünmeler o meşhur Ân’da Kalma eylemini lâyıkıyla gerçekleştirmeme mâni oldu. Sevmiyorum bu popüler kültür dayatmalarını. Sabah kalkıp, aynaya bakıp kendimi ne çok sevdiğimi söylememi dikte eden kişisel gelişim fan fin fonlarından haz etmiyorum. Nihayetinde zamanın kıymeti, 2000 yıl önce de biliniyormuş.
Kısa bir an için kendi geçmişimden geçip, insanlık tarihinin geçmişine uzanalım. Sana bu Ân’da Kalma meselesinin tarihteki belki de ilk örneğini göstereceğim.

Aydın Arkeoloji Müzesi’nden…
1882 yılında İzmir – Aydın Demiryolu’nun etaplarından birinin inşaatı sırasında bir mezar taşı bulunuyor. M.Ö. 2. yüzyıl ile M.S. 2. yüzyıl arasına tarihlenen bu mezar taşının Tralleisli Seiklos’un karısı Euterpe için yazdığı yukarıdaki şiiri içeriyor. Dünyanın en eski yazılı şiiri 6/8’lik notalarla ezgiye de dönüştürülmüş. Onu da buradan dinleyebilirsin.
Maalesef topraklarımızın üzerindeki bu zengin kültür kalıntıları, tarihi eser kaçakçıları ile bundan nemalanmaya kalkan iktidarların kara emellerinin elinde dünyanın çeşitli yerlerine götürülmüş. 2000 yıllık bu tarihi kalıntı da şu anda Kopenhag Ulusal Müzesi’nde sergileniyormuş. Geçmişe yerinmek doğru değil, kabulüm. Ama sevgili geçmişim, farkında olarak ya da olmayarak elimden kaçırdıklarımla karşıma geçip beni üzmeye kalkma. Ben onların üzerine bir kova su döktüm. Üzülmenin sonu yok, geri dönüşü de yok. Sana geri dönebilseydim, değiştirmek isteyeceğim detaylar olabilirdi. Ama bu da mümkün değil.
Senin de çok iyi bildiğin üzere dünya üzerinde hiçbir şey bir ilk değil. Kendinden öncekilerin tekrarları. Mitolojik hikâyeler, aşklar, siyasi olaylar, iktidarlar, muhalefetler, hatta tüm insanlık yıllar içinde bazı değişkenlikler gösterse de aslında sürekli birbirini taklit ediyor. Tarihin tekerrürden ibaret olması da bundan ileri geliyor.
Seni arada sırada yad edebilirim. Şimdi yaptığım gibi mektuplar yazabilirim. Ama unutmayalım; geçmişini kovalayan, geleceğine kavuşamazmış. Her ân, kendi zamanında ve yerinde güzel.
Şimdilik seni selâmlıyorum. Bu maratona direkt sana hitabetle yazdım. Ama bazı mektuplarım geçmişimdeki insanlara, geçmişteki bana olabilir.
Hadi bakalım hoş’ça kal!
Hee senden razıyım!!!


