Ne Okuyorum

20180706_072550_001

Kudretli Tanrılar, ihtiraslı Tanrıçalar, ölümüne savaşlar, mucizeler, aşklar…

Odysseia, Truva Savaşı’ndan dönerken, su perisi Kalypso tarafından esir alınan Odysseus’un on yıl sonra karısı Penelope ile oğlu Telemakhos’a kavuşmasının hikayesidir.

Geçtiğimiz günlerde Atina’da yapılan kazılarda bu destana ait 13 dizenin yazılı olduğu bir kil tablet bulunmuş. Tabletin 3.yy.’a ait olup olmadığı yapılan laboratuvar araştırmalarından sonra belli olacakmış. M.Ö. 8.yy.’da yazılmış bir destanın, 3.yy.’dan kalma tableti; Ege’de azgın dalgaları aşıp Antik Yunan’da şarapla yıkanan, ziyafet sofralarıyla donanmış sarayların bahçelerinde uçuşan beyaz elbiseleri, yaģlanmış vűcutlarıyla dolaşan kent soylularını hayal edebiliyor musunuz?

Reklamlar

Ne Okuyorum

Bir Ask

Aşk, uçsuz bucaksız çöllerde güneşe esir düşmektir. Okyanusun ortasında yemyeşil küçük bir adadır. Masmavi gökyüzünde, beyaz kanatlarını açmış bir martıdır. Lacivert denizlerde saatte 40 mil hızla giden bir sürat teknesidir. Şömine başında okşanmayı bekleyen kedidir. Aşk, kafasına kadar pislenmiş buna rağmen parkta şen şakrak oynayan çocuktur.

Aşk mutlu eder. Aşk kırar. Aşk üzer. Aşk tedirgin eder. Aşk kıskançtır. Aşk ulaşılmazdır. Aşk sabırsızdır. Aşk eşsizdir.

Umarsız aşıklar vardır. Sefil aşıklar vadır. Küstah aşıklar vardır. Yalancı aşıklar vardır. Aldatan aşıklar vardır. Hor gören aşıklar vardır. Gözü kara aşıklar vardır. Sahiplenen aşıklar vardır. Düşünceli, kibar, nazik aşıklar vardır.

Milanolu kırkdokuz yaşındaki mimar Antonio aşkın her halini, aşık olduğu genç fahişe Laide ile yaşar. Gözü kara aşık parmakta oynatılan bir oyuncak misali Milano’nun o sokağından bu sokağına savrulur durur.

Dino Buzzati’nin okuduğum ikinci kitabı, #bizimbuyukchallengeimiz ın 16. maddesi olmayı hak etti.

Peyman Ünalsın Gökhan

Ne Okuyorum

20180618_073307

Çocukluk yıllarında, babasının görevi sebebiyle farklı şehirlerde yaşayan sevgili arkadaşım Fatma, o süreçte bir sürü anı biriktirmiş. Farklı karakterlerin, farklı hayatlarının meselelerini empati yoluyla benimsemiş. Bazısını bizzat yaşamış. Duyarlı, duygusal kişiliğinin ve tabii kaleminin sihriyle de onları defterlere dökmüş. Öykülerinde Yaşar Kemal, Kemal Tahir, Orhan Kemal’in taşradan bizlere taşıdığı kokuları, duyguları, renkleri bulabilirsiniz.

Yeni öykülerini heyecanla beklediğim sevgili Fatma’ya yüreğinin o hisli dokunuşunu bizlere en kısa sürede ulaştırması dileklerimle.

#bizimbuyukchallengemiz ‘ın 13.sü olan bir öykü kitabı adına okuduğum kitaptır aynı zamanda.

Peyman Ünalsın Gökhan

 

Ne Okuyorum

Orhan Pamuk yaşadığı dőnemden 400 yıl őncesini anlatmış Benim Adım Kırmızı’da. Son derece başarılı tasvirler beni karlı 1591 yılının Istanbul’una gőtűrdű. Nakkaşların dűnyasına kocaman bir pencereden baktım. Osmanlı saraylarının gizemli entrikalarına karıştım. Farklı karakterlerin ağzından yazılmış bőlűmlerde Pamuk’un kıvraklığına hayran oldum. Cinsiyet, yaş, statű farklarını çok net, temiz ve karakterin kişiliğinden ődűn vermeden, okurun dikkatini dağıtmayacak şekilde betimlemiş. Nakış ve nakkaşlarla ilgili bilgileri kurguya o kadar iyi yedirmiş ki didaktik hiçbir satır okumadım.

Romanın başarısı, aldığı ődűller ve en çok dile çevrilen Orhan Pamuk kitabı olmasıyla da tasdiklenmiş.

2017 yılında aldığım ama okuması bugűnlere nasip romanı #bizimbuyukchallengeimiz ın 10.maddesine ithaf ediyorum.

Peyman Űnalsın Gőkhan

Ne Okuyorum

20180609_185908-01

Zaman zaman kendi kütüphanemde okunmayı bekleyen kitaplar haricinde, Emre’nin okulundan verdikleri kitapları da okuma listeme alıyorum. Beyaz Diş, Odysseia ve Satranç Emre’nin kütüphanesinden okuduklarım.

Satranç, tam da yazıldığı dönemin psikolojik buhranlarını, insanlar üzerindeki tahribatı anlatan bir kitap. Stefan Zweig 2.Dünya Savaşı esnasında karısıyla birlikte pek çok aydın gibi Brezilya’ya sürgüne yollanır. Sürgünde, karısıyla intiharından kısa bir süre önce kaleme aldığı Satranç’da kendi psikolojik çöküntülerini kitabın karakterlerinden biri olan Mr. B üzerinden kaleme alır.

Her iki karakter de okuru şaşırtır nitelikte; Mirko Czentovic okuma güçlüğü çeken, zor öğrenen köylü yetim ve fakat satranç dehası dünya şampiyonu, Mr. B Gestapo tarafından sorguya çekilmek amacıyla bomboş bir otel odasında tutuklu avukat. Mirko Czentovic New York’tan Buenos Aires’e giden gemide açılan bahislerle satranç oynar ve doğal olarak rakiplerini eler. Gemideki bir diğer kişi ise Mr. B’dir ve Mirko Czentovic’in maçlarını seyrederken hamleler hakkında yaptığı yorumlarla dikkatleri üzerine çeker.  Nihayet Mirko Czentovic ve Mr. B karşı karşıya gelir.

#bizimbuyukchallengeimiz için intihar etmiş bir yazarın üstelik de son kitabı.

Mutlaka okuyun.

Peyman Ünalsın Gökhan

 

Ne Okuyorum

 

20180603_233336-01

Bir toplantı için Başakşehir’e gittim bu sabah. TEM otoyolundan Atatürk Havalimanı yönüne doğru giderken fark ettim ki, o yollar birkaç yıl önce kullandığım yollar değildi. Şehrin bambaşka bir noktasındaki, bambaşka bir otobandı. Daha önce hiç kullanmadığım. Sadece otoban olsa iyi, çevresindeki yerleşim de bana tamamen yabancıydı. Ben kimim, nerdeyim sorgulamaları ile Alzheimer oldum da farkında değilim psikolojisinin getirdiği çöküntü içinde toplantıya gittim.

İstanbul’u toza dumana boğan kentsel dönüşüm, yapılaşma biz sakinlerini hem fiziksel hem de ruhsal yorarken, kendi kentimizi tanıyamaz hale geldik. Yaşadığımız mahallede, bir apartman altındaki kuru temizlemecimiz bir sabah buharlaşabiliyor. Kasabımız sırra kadem basıyor. Komşularımız -ki çoktandır komşuluk da kalmadı aslında, tek tük edinebildiklerimiz diyelim- şehrin değişik noktalarına savruluyor.

Hakan Bıçakcı da İstanbul’un bu elim değişiminden esinlenerek ana karakteri Kahraman’ın buhranını kaleme almış. Kahraman, İstanbul şehir rehberi hazırlamaya çalışan bir yazardır. Ama şehirdeki değişimler kitabı bitirmesine engel teşkil eder. Bozulan psikoloji, yalnızlık, büyük değişimler ve uykusuzluk…

#bizimbuyukchallengeimiz 17.madde ve hiç okumadığım bir yazarın kitabı…

 

Peyman Ünalsın Gökhan

 

Ne Okuyorum

20180512_170203-01-01

Ayşe’nin Kitap Kulübü’nde okumaya çalıştığım, ama sanırım o dönemdeki ruh halim sebebiyle bir türlü “huzur”lanıp okuyamadığım kitap. #bizimbuyukchallengeimiz ın 28.maddesine göre “daha önce yarım bıraktığım kitap”tır aynı zamanda. Bazen ara vermek iyi geliyor. Tatile giderken seçtiğim kitabın ruhu, tatil ruhumu bastırmamalı mesela. İlk okumada “HUZUR”la eş değer bir ruh hali yakalayamamıştım.

Anne ve babasını küçükken kaybeden Mümtaz, akrabası İhsan’ın edebiyat, resim, musiki yönünden zengin evinde büyür. Eşinden boşanmış Nuran’a duyduğu aşkı şiirlerle, musikiyle ifade eden Mümtaz’ın ruhunda esen fırtınaları anlatır roman. Buna bir de İkinci Dünya Savaşı’nın huzursuzluğu, belirsizliği eklenir.

Eski İstanbul’u, Boğaz’da yapılan sandal sefalarını, Ada’ları şiirlerle, musikiyle daha da tatlandırarak anlatmış Tanpınar. “Huzur”la okudum bu sefer.

Peyman Ünalsın Gökhan