Ne Okuyorum

Daha güzel bir dünyaya kavuşmak ütopik olmamalı. Insanlar üzerine düşeni yapsalar, yaşanabilir her alanı sahiplenseler hayallerimizdeki dünyaya kavuşmak o kadar da zor olmaz. Yeryüzünde yaşayan diğer canlıları sevip korusalar, tarihine saygı duyup mirası yaşatmayı ilke edinseler daha güzel bir dünyada yaşamak hayal olmaktan çıkar.

Arkeolog Francesco Orsini, bir konferans için kendisini Türkiye’ye davet eden mimar Hanzade Kayı ile daha güzel bir dünyaya kavuşmanın kurallarını içeren bir kitabın peşine düşerler. Kitap bir Hitit kraliçesi ve bir keşiş tarafından yazılmıştır. Kitabın peşine düşen Profesör Orsini ve Hanzade Kayı, Türkiye’nin hıristiyanlık alemi için Hac yolu niteliğindeki şehirlerini ve tarihi mekanlarını ziyaret ederler. Türk mutfağının enfes tatlarını, müziklerini, tarihini, dünyaca ünlü koro şefi Stefano Mazzoleni’nin bu ilk romanında okuyabilirsiniz.

Bu kitap benim için duble keyifli oldu. Çünkü hem Türkiyemin güzelliklerinden bahsediyor hem de sevgili okuldaşım, arkadaşım Meltem Tosun’un çevirisi ile yayınlandı. Bu sebeple de #bizimbuyukchallengeimiz ın 32.maddesi olan çevirmenini çok sevdiğiniz kitabı sahipleniyor.

Reklamlar

GÜN BATIMI

20180810_200907

Yaradanın insanoğluna hediyesi gün batımları. Yaşam döngüsü ince hesaplarla oluşturulmuş doğanın geri kalanı gibi. Güneşin doğuşu ve batışı hayranlık uyandıracak kadar teatral. Dünyanın en şık dekorlarından biri… Şiirsel… Gözlerimize ziyafet, ruhlarımıza esenlik katıyor. Kerem’in Aslı’ya hayranlığı gibi hayran insanoğlu güneşin doğuşuna da, batışına da. Aşkların tazelendiği, gönüllerin pır pır ettiği saatler.

Güneşin doğuşu, yeni bir günün habercisi, bizi bekleyen sürprizlerin sırdaşı. “Bekle de gör sana sunacağım günden payına düşenleri” der gibi selam verir bizlere. Günün neleri barındırdığını görmek için sabırsızlanırız. Sonra da onu umursamazca harcar geçeriz. Yarına uyanacağımız garantiymiş gibi. “Bitsin artık bugün, çok uzadı” serzenişleriyle tüketiriz.

Gün batımı da bir başka törendir aslında. Yine gözlerimizi bir başka güzellikle dağlayan. Hızla yitip giderken dağların ardında, denizin ötesinde şükretmeyi unuturuz; bir günü daha yaşamış olmanın ne büyük bir ödül olduğuna, o gün içinde yaşadığımız güzelliklere, günü sağlıkla bitirdiğimize, yaşamak için gerekli kazancımıza, sevdiklerimizin o saatte hâlâ yanımızda olduklarına.

Gün batımında en güzel şarkılar mırıldanılır, şiirler yazılır, buğulu seslerle sevgiliye okunur en içli aşk şiirleri. Ya da sevgilinle yazarsın muhteşem sözleri, müzikleri, senaryoları. O dekorun içinde erir gidersin. Kalbinde ilk aşk günündeki heyecanla, en derin sevginle, içinde uçuşan binlerce mutlu kelebekle.

Bazen bir ilk olur hayatında gün doğuşunu da, batışını da izlemek. Ömründe en az bir kere olsun o muhteşem sahneyi görmek için erkenden kalkarsın. Veya başındaki onlarca meşguliyetten sıyrılıp, gün batımına koşarsın. Elin sevgilinin elinde. Gözün saatte. Son altı dakika kalmışsa hele, daha önce hiç kimseyle paylaşmadığın o eşsiz güzelliği birlikte görmek için telaş edersin. Çıkarır atarsın üzerindekileri parçalarcasına. Terliklerin kumun üzerinde bir yerlere savrulur. Dalgaların ötesinde bir görünüp bir yok olan güneşe kitlenmiş gözlerinle ellerin sevgilinin elinde koşarsın denizin içinde. Ne vücudunu döven dalgalar, ne de dalgaların şekilsizleştirdiği kumlar size mâni olabilir. Sanki mavi mermer üzerinde yürür gibi kayar gidersiniz. Gözünüzü dalgaların arasına saklanan güneşten ayırmadan, tamamen yok oluncaya kadar izlersiniz. Birbirinizin kollarında, dudak dudağa… Poseidon’dan Helios’a bir selam, bir ayin olur size sunulan. Hiç dile getirmezsiniz, ama o anın değeri kendi içinde saklıdır. Daha önce paylaşılmamış bir zaman dilimi. Sadece ikinize ait. Tanrıların size bahşettiği; çünkü denizi bile kimseyle paylaşmazsınız o ayin esnasında. Yalnızca sen ve sevgilin.

Batan güneşin kızılı, turuncusu, sarısı, moru ile yıkanırsınız. Güneş yanığı tenleriniz, şeffaf suyun altında o büyüleyici renklere bulanır. Deniz bakır çalmış sedefli bir jöle gibidir şimdi. Gündüz ki mavisinden, laciverdinden eser yoktur o saatte. Yapay bir havuzda sanırsınız kendinizi. Ressamın paletinden taşan gün batımı renklerinin ortasında birer siluet olursunuz. Biraz sonra güler yüzlü bir yunus yanınızda belirir, suyun üzerinde takla atar ve sizi sırtına aldığı gibi aşk ülkesine, huzur ve mutluluk şehrine götürür. Ve orada, sevginizi büyüterek ebediyen yaşarsınız.

Peyman Ünalsın Gökhan