JOHN GALT KONUŞMASI – Ayn Rand

Kitabın içinde bir paragrafta anlatıcı yani bizzat John Galt, radyodan kendisini dinleyenlere “Kim bu John Galt diyebilirsiniz” diye sesleniyor… Ve tüm kitap, monolog şeklinde John Galt’ın radyo konuşmasını içeriyor.

Sahi kim bu John Galt? Ayn Rand’ın Atlas Silkindi roman kahramanı… Atlas Silkindi kitabını okumadım, gördüğüm kadarıyla ancak bir ayda okunabilecek 1200 sayfalık bir kitap. Amerika’da İncil’den sonra en çok okunan kitap diye tanıtıldığını okudum bir yerlerde.

Kitapta Ayn Rand’ın objektivizm ve altruizm felsefesi ile ilgili düşüncelerini John Galt’ın bir radyo konuşması üzerinden dinliyoruz. Felsefi düşüncesiyle pek çok çağdaş filozof tarafından canavar olarak niteleniyor. “Düşünmemek bir yok oluş eylemidir, varoluşu reddetmektir, gerçekliği silmeye çalışmaktır,” diyen Ayn Rand “Biz” değil “Ben” düşüncesini savunarak bireycilik kavramını, alt notalarında bencilliğe kadar götürmüş. Bireyin toplumdan bağımsız, kendi mutluluğu için çaba sarf etmesini, fedakârlıklardan kaçınması gerektiğini söylüyor. “Hayata, başkalarını mutlu etmeye gelmedik” diyor. Evet söyledikleri bir anlamda doğru. Bizden bağımsız insanları mutlu etmek için gelmedik dünyaya. Biz mutluysak çevremizde yaşayan insanlar da mutludur. Gülmek gibi, ruhsal devinimler de bulaşıcıdır. Ancak Rand, birey kendi mutluluğu için gözünü kırpmadan başkalarını feda edebilmeli ve bu uğurda yapılacak her şey mübahtır düşüncesini savunarak çıtayı bencilliğe vardırıyor.

Hindistan’daki cast düzeninin Batı uyarlaması… Asıl beyin sensin, sen daha fazla kazanmalısın, mutlu olmalısın, bu uğurda üzerine basarak yürüyeceğin hizmet eden kesimin en ufak bir değeri yok. Onları görme, duyma, değer verme.

Kitapta altını çizdiğim düşüncelerin tamamı benim için kabul edilebilir diyemem. Rand’ın felsefesi, bir kayalıkta durup altmış metre aşağıda kayalıkları döven dalgaların içine kendini bırakmakla, bırakmamak arasında kararsız kalmak gibi. Bir noktaya kadar evet söyledikleri doğru diyorsunuz, bir noktadan sonra kapitalizmin insanlığı sürüklediği çizgide aşırıya kaçtığını düşünüp direniyorsunuz.

Son yirmi, otuz yılda sayıları gittikçe artan bencil, kapitalist, insanı kendine değer katan bir araç olarak gören yalnız, sahte insanlar silsilesine hizmet eden felsefesi pek de benlik değil.

Gözümüzün nuru Ayşenin Kitap Kulübümüzün aktif olduğu yıllarda -her ay bir kişinin bir kitap belirlediği, hepimizin aynı kitabı okuduğu ve kitabı öneren kişinin sunum yaptığı- Ocak 2010’da, sevgili @bilgentamakan Ayn Rand’ın Hayatın Kaynağı kitabının sunumunu yapmış ve o gece bize bu kitabı hediye etmişti. Sunumu Ayn Rand’ın kitaplarının yayıncısı Plato Film Yayınları’nın Cihangir’deki kendi mekanında yapmıştık. John Galt Konuşması ise doğal olarak Ayn Rand imzalı olamayacağı için Sinan Çetin imzası’nı taşıyor. 2016 yılında oğlu Rüzgar’ın trafik canavarlığı ile ilgili medyada çıkan haberleri düşündüm de, Sinan Çetin o kayalığın başında durmuş ve kendisini azgın dalgalara bırakmış bile.

KASIM YAĞMURU – Audur Ava Olafsdottir

Soğuk sonbahar, kalın kazaklar, yağmurlar, ağaçsız, ıssız, dairesel bir otoban, bir kadın ve bir çocuk, Kasım Yağmurları’nın çatısı altında buluşuyor. İlk etapta, kadın kahramanımızın anlatımı ile aynı gün içinde kocası ve sevgilisi tarafından terk edildiğini öğreniyoruz. Ağzındaki peyniri tilkiye kaptıran karga intibası uyandırsa da, aslında evliliğin üzerine örttüğü hantal yorganı kaldırmak için eşyalarını, evi terk edip hamile sevgilisinin yanına taşına kocasına verdiğini öğreniyoruz. Verdikçe rahatlıyor, verdikçe hafifliyor. Zen felsefesiyle ruhunu eskilerden arındırıyor. Yepyeni bir yolculuk, yeni bir hayat arayışında, kahramanımıza, zor bir hamilelik geçiren ve ikiz bebek bekleyen dostu Audur’un küçük oğlu da eşlik ediyor. Aslında ufak Tumi’nin de bu yolculukta bir görevi var. Çocuk sahibi olmaktan korkan ve kocasını da çocuk istemediği için kaybettiğini düşünen kahramanımıza, çocuk sahibi olmanın çekilmeyecek kadar zor olmadığını göstermek. Bir çocuğun verdiği içsel mutluluk, sorumluluk bilinci bir kadının yaşayabileceği en özel deneyim.

Kocası ve sevgilisi tarafından kıymeti bilinmeyen kahramanımızın, işitme engelli dört yaşındaki Tumi ile yaptığı yolculukta yeniden kendine güveni artar. Kendine güvenen insan dik durur zorlukların üstesinden gelir, hatta güzelleşir. Eski koca ve sevgili yeniden şanslarını denemek isterler. Ama süt çoktan kaynamış ve nefis bir yoğurt olmak üzere mayalanmaktadır. Yolculuk yeni insanlar, yeni olaylar, yeni deneyimleri beraberinde getirirken, ekseninin dışından bakarak geçmişi farklı değerlendirmesine olanak sağlar. Gelecek ise, kütüphanede okunmayı bekleyen pek çok kitap gibi kahramanımızı heyecanlandırmaktadır.

Kitabın son bölümünde, balık pazarında balina bulmamız halinde bifteğini yapalım diye tarif de vermiş yazarımız 🙂