KIRK KABUKLU ÇEKİRDEK – Ezgi Ayvalı

Çıkmak istiyorum.

Bir yol olmalı, durdurmanın.

Birazdan unutacağım. Biliyorum.

Unutmayı durduramıyorum.

Her şeyi yazmalıyım, her şeyi, bir an önce.

Unutmadan hemen önce.

———————

Biliyorum.

Oyun daha bitmedi, belki yeni başlıyor.

Zaman kırk kabuklu çekirdek; içindeki şimdiye ulaşamıyorum.

Unutmak geliyor, uyku gibi geliyor, durduramıyorum.

Unutmayı durdurabilenimiz var mı?

Bazen sokakta tanıdık bir sima geçer yanından. O kadar tanıdık ki, adı şimdi aklına gelecek. Hatta dur dur, nerede tanışmıştınız? Şeyin arkadaşıydı. Şeyin… Hay Allah! Onun da adını unuttun bak. O da döner bakar, yüzünde hafif bir sırıtış. Yüzündeki hantal soru işaretini görünce anlar hatırlamadığını. Öyle geçip gidersiniz. Bütün gün aklınızda asılı kalır nerede, ne zaman, kimin aracılığıyla tanıştığınız, isimleriniz.

Kırk Kabuklu Çekirdek Ezgi Ayvalı’nın ilk kitabı. Ezgi’yi, sanırım 2015 yılında, Yekta Kopan’ın okuma yazma atölyesinde tanımıştım. Daha o zamandan, kalemi gelecek vaat ediyordu. Rüyalara, bir metnin taslağını oluşturacak ipuçları gözüyle bakardı. Nitekim romanın satırları arasında rüyalarla ilgili bilgiler de veriyor. Üstelik didaktik olmayacak, okuru sıkmayacak bir dilde.

Romanın matematiği, ana karakteri adamın ayları, günleri, tersten saymasıyla aynı eksende, hikayeyi sondan başa dönerek anlatmak üzerine kurulmuş.

Kitapla ilgili yazımın tamamını LiteraEdebiyat ‘ta okuyabilirsiniz.

BEŞERBAZIN MARİFETİ – Arlin Çiçekçi

Yaratıcı, dinamik, hayal dünyası geniş genç kalemlerimizden Arlin Çiçekçi. Holden Kitap’tan çıkan ilk romanı Beşerbazın Mârifeti ile pek çok edebiyatseverin gönlünde kendine yer edindi.

Bugün Nilay Örnek’in severek takip ettiğim podcasti Nasıl Olunur ‘da beyin ve sinir cerrahı Prof.Dr. Türker Kılıç’ı dinlerken beynimizi dinç tutmanın, geliştirmenin, çok erken yaşlardan itibaren merak etmekle mümkün olduğunu bir kere daha teyit etmiş oldum. Merak etmek, soru sormak, ki Türkiye’de en az icra edilen insani eylemlerden, öğrenmenin kapılarını açıyor. Ufkumuzu genişletiyor. Merak bilgiye, bilgi de yepyeni bir merakla başka başka bilgilere ulaştırıyor bizi. Çok katmanlı bir öğrenme pratiği.

Arlin Çiçekçi’nin de diliyle, üslûbuyla okuru etkisi altına alan bu ilk romanı aslında bir merakın izinde doğmuş. Van Gogh’un Sarı Ev isimli tablosundaki evin duvarlarını kimin boyamış olabileceği düşüncesi bir araştırmaya yönlendirmiş Çiçekçi’yi, ardından başka bir konu merakını cezbetmiş, sonra diğeri ve diğeri derken bir zincirin birbirini takip eden, aynı zamanda iç içe geçmiş halkaları misali roman ortaya çıkmış.

Yani aslında ayrıntıda gizli zanaatkârın kim olduğundan yola çıkarak bizi çok hassas bir meseleyi sorgulamaya itiyor. Bir çocuğun yaşamında ailenin önemi.

Arlin Çiçekçi, kitabın başında yazdığı gibi ‘usta el vermez, kalfa el alır’ sözünün eylemsel ifşasını, ilham aldığı büyük ustalara, becerikli bir kalfa olduğunu ıspatlayan cümleleriyle selâm çakarak gerçekleştiriyor.

Kitapla ilgili yazımın tamamını Litera Edebiyat ‘tan okuyabilirsiniz.

Gönül rahatlığıyla yorum yapabilirsiniz. Alınmam, kırılmam, mutlu olurum, çoğalırım 🙂