Derin İzler 1

Kaptanımız Neslihan “Hadi!” diyerek üç haftalık bir yazma dizisine davet etti. Biz de bir grup yoldaş, Leylak Dalı, Kurmaca Biyografiler, Konserve Ruhlar, Kaktüs Gölgesinde Kum Yazısı, Özge’s Substack, Ekmekçikız, Radyo Z, Benim Haller, Where Is Human, Kedori, Yonca Muslubaş “Vira” nidalarıyla asıldık çapalara, açtık yelkenleri rüzgâra.

Derinlere inmek zordur. Karasızlık el ve ayaklara kelepçe vururken, beyin kafa yapan maddeye mâruz kalmışçasına yarı uyur yarı uyanık, kâh gemileri yakıp ileri atılmaya kâh her şeyi geride bırakıp kaçmaya meyyâl bir tereddüte gark olur. Işığı yitirme ve karanlığa gömülme korkusu tedirgin eder. Yalnız kalmak ve bilinmezlikle kuşatılma fikri caydırır insanı. Her şeyi göze almak yürek ister. Sonra bir düşünce sağanağı başlar. Fikir kapılarının biri açılır biri kapanır. Sıska, cılız bir çocuk gibi kapıların önünde dikilip durursun. Ürkek. Gittikçe küçülen. Siyah bir kapı açılır, kırmızı ateş gibi bir el uzanır. Korkarsın tutmaya. Tam elini verecekken ona, bir rüzgâr saçlarını uçurur, dönersin, tam arkandaki pembe kapının ardına kadar açıldığını ve uçuş uçuş tüllerle, organzeler içindeki meleği andıran birinin gülerek sana baktığını görürsün. Eli tutulacak kişi o gibi gelir sana. Bir adım atarsın ona doğru. Elin havada kalır, çünkü yanındaki beyaz kapının gıcırtısı neredeyse kulaklarını sağır edecek kadar yüksektir. Gri uzun saçları örgülü, yüzünde yaşadıklarından hatıra ince çizgilerle, omuzları çökük ama yüzünde gözleri kör edecek bir aydınlıkla kapıyı ardına kadar açan yaşlı kadını görürsün. Kadının aydınlığı pembe kapının önündeki, senin melek sandığın imgenin kabuğunu çatır çatır kırar ve imge şeytana dönüşür. Şimdi ne olacak? Işık seni de etkisine alır. Yaşlı kadının arkasında bir sinema perdesi vardır. Perdede, doğumundan itibaren hayatından sahneler akmaktadır. Elini uzatırsın. Kapı eşiğini atladığında perde yok olur. Ortalık zifirî karanlığa bürünür. Karanlığa dalan gözler kısılır. Ufacık aradan görülenler, içten yükselen endişenin hayâli imgelerine bürünür önce. Sonra karanlık alacaya döner, gözler iyice açılırken imgeler şekil değiştirir. “Korkma, korktukça kilitler pas tutar, hiç açamazsın,” der yaşlı bilge. Saçını okşar. Oksitlenmeye başlamış kilitler yavaş yavaş çözünür. Duyduğun her bir klik sesi, ayağındaki ağırlıklardan seni kurtarır. Vurgun yememek için yavaşça yukarı çıkmaya başlarsın. Havayla buluştuğunda yüreğinde tek bir korku kırıntısı kalmadığını fark edersin. Şimdi eskisinden daha hafifsin.

Kayıp Geçmiş

Fotoğraf - PeymanÜnalsın

Fotoğraf – PeymanÜnalsın

Gözleri delen güneş, göğü kaplayan yağmur bulutlarıyla gölgelenmişti. Kuşlar, havadaki boğucu ağırlıktan adeta çıldırmıştı. Fırtına öncesi sessizliği kanat çırpışları dolduruyordu. Güneşe gafil avlananlar, sığınacak saçak arayışına girmişlerdi. Telaşlı adımlarla biran önce evlerine ulaşmaya çalışan insanlar, gökteki kuşlarla anafora tutulmuş balıklar gibiydiler. Koşturan kalabalığın içinde sadece o, sakin halini koruyordu. Toplumdan, mekândan soyut bir nesneydi. Kimseye görünmüyordu sanki. İki kızı birkaç yıl arayla evlendiğinde, eşinin yokluğunu daha fazla hisseder oldu. Bugün kendini sokağa attığında niyeti biraz hava almaktı. Evin yolunu bulup bulamayacağından emin olmadığı gibi, zaten bunu hiç düşünmüyordu bile. Sadece yeniden eve döneceğine inanmak istiyordu. Gördüğü her şey yeniydi onun için. Dünyaya adım atan uzaylı gibi, şaşkın, meraklı bakışlarla inceliyordu etrafı. Nadiren, tanıdık suretler beliriyordu. Anlık hatırladıkları ümit veriyordu, ama güven asla. Ne var ki, caddenin kalabalığına karıştı hatırladıkları. Karanlık, dipsiz bir boşlukta asılıydı şimdi. Zihnini zorlasa da nafile, adını bile hatırlayamıyordu. Telaşlı insan seli, korkularını pekiştirdi. Nereye sığınması gerektiğini bilmiyordu. Ne de nasıl yardım isteyeceğini. Tek bildiği bu kalabalıktan kurtulmak istediğiydi. Önüne çıkan ilk mağazaya girdi. “Hanımefendi on beş dakika sonra kapatıyoruz,” dedi güvenlik görevlisi. Fırtınaya yakalanmadan alışverişini tamamlamak isteyen müşterilerin arasından sıyrılıp soyunma kabinlerine yöneldi. Küçük bir odanın, sokaktan daha güvenli olabileceğini fısıldamıştı beyni. Perdeyi çekti. Minik pufa oturdu. Dakikalar geçtiği halde, kimse onu saklandığı yerden çıkartmaya gelmemişti. Hoparlörden yükselen ses ile mağazanın kapandığını anladı. Derin bir nefes aldı ve bekledi. Peyman Ünalsın