Ne Okuyorum

 

20180603_233336-01

Bir toplantı için Başakşehir’e gittim bu sabah. TEM otoyolundan Atatürk Havalimanı yönüne doğru giderken fark ettim ki, o yollar birkaç yıl önce kullandığım yollar değildi. Şehrin bambaşka bir noktasındaki, bambaşka bir otobandı. Daha önce hiç kullanmadığım. Sadece otoban olsa iyi, çevresindeki yerleşim de bana tamamen yabancıydı. Ben kimim, nerdeyim sorgulamaları ile Alzheimer oldum da farkında değilim psikolojisinin getirdiği çöküntü içinde toplantıya gittim.

İstanbul’u toza dumana boğan kentsel dönüşüm, yapılaşma biz sakinlerini hem fiziksel hem de ruhsal yorarken, kendi kentimizi tanıyamaz hale geldik. Yaşadığımız mahallede, bir apartman altındaki kuru temizlemecimiz bir sabah buharlaşabiliyor. Kasabımız sırra kadem basıyor. Komşularımız -ki çoktandır komşuluk da kalmadı aslında, tek tük edinebildiklerimiz diyelim- şehrin değişik noktalarına savruluyor.

Hakan Bıçakcı da İstanbul’un bu elim değişiminden esinlenerek ana karakteri Kahraman’ın buhranını kaleme almış. Kahraman, İstanbul şehir rehberi hazırlamaya çalışan bir yazardır. Ama şehirdeki değişimler kitabı bitirmesine engel teşkil eder. Bozulan psikoloji, yalnızlık, büyük değişimler ve uykusuzluk…

#bizimbuyukchallengeimiz 17.madde ve hiç okumadığım bir yazarın kitabı…

 

Peyman Ünalsın Gökhan

 

Ne Okuyorum

20180410_090522-01

İnsan elli yaşında, kadife kesesinde pek çok hatıra barındırıyor. Hırsları, yapmak isteyip de yapamadıkları, öz eleştirisi, endişeleri, aşkları, yaşadığı dönemin siyasi olayları, içtiği şarabın kadehinde kalan dudak izleri gibi kâh çok derin, kâh yüzeysel, ama bardağın şeffaflığını bozacak kadar da etkileyici anılar.

Simon De Beauvoir, tüm açıklığıyla yazdığı çocukluk anılarının ardından elli yaşındayken kaleme aldığı ve J.P. Sartre ile geçirdiği yılları anlattığı kitabında “Benim yaşantım Jean-Paul Sartre’ın yaşantısına sımsıkı bağlıdır; ama o, kendi hikâyesini size kendisi anlatsın, ben ondan kendi yaşantımı etkilediği ölçüde söz edeceğim, daha fazlasına el uzatmayacağım.” diyecek kadar sınırlarını belirlemiş.

Birbirlerine esir muamelesi yapmadan yaşamışlar otuz yıllık aşklarını. Özgürce… Kimi zaman kıskançlık girmiş kalbine De Beauvoir’ın. Ama vazgeçmemiş Sartre’dan. “En iyi dostum” dediği Sartre ile birlikte dünyayı tanımış. Kırklı yıllarda dünyayı sarsan siyasi olayları ve II.Dünya Savaşı’nı kol kola atlatmışlar. Ama hiç bir zaman Sartre’a yük olmamış.

Ben sol eğilimli bir kadın yazarım, bazı şeyler söylemeye, bazı gerçekleri dile getirmeye çalıştım ve özellikle kadının doğuştan esir olmadığını, erkeklerle eşit yaşaması gerektiğini öne sürdüm” diyerek kadının toplumdaki yerinin kapandığı küçük bir oda ve mutfak ile sınırlı olmadığının altını çizmek istemiş hayatı boyunca.

#bizimbuyukchallengeimiz da 3.madde, bir kadın yazarın 45 yaşından sonra yazdığı kitap oldu bu yılki okuma listemde.