Ne Okuyorum

FullSizeRender

Köylerden her geçişimde, geçen yaz Baambrugge’de çoluk çocuk ailece yaptığımız yaz tatili geliyor aklıma. Oradaki tezek kokusunu alıyor burnum. Yeniden oralarda olasım geliyor.

Yağda kavrulan sarımsak kokusu, dört yıl yaşadığım İtalya’nın Francavilla al Mare kasabasında, okuldan sonra akşamları çalışmaya gittiğim balık restoranının sahibi Cecchino’nun yaptığı leziz karidesli linguine (makarna) kokusunu hatırlatıyor bana.

Meşe, paçuli, ahşap, tütün kokusu hayat yoldaşımı getiriyor gözümün önüne.

Hâlâ burnumda oğlumun bebeklik kokusu var meselâ.

Anne, baba, kardeş kokusunu da asla unutmuyorum.

Philippe Claudel de yaşamında yer eden kokuları anlatmış. Severek okudum.

Ne Okuyorum

FullSizeRender

“Saldım nefesimi, nefesim alev oldu, alev duvara değdi, duvarda bir kapı açtı, kapı, ayrık otları, eğrelti otları, peygamber kılıçlar, şeytan kılıçları, paşa kılıçları, aslanağızları, pençeleri, yeşil, koyu ağdalı yaprakları ile orman gibi bir bahçeye geçti. Bahçenin orta yerinde bir halı belirdi. Halının desenleri arasında, Anka kuşları, hüthüt kuşları, ebabil kuşları, bülbüller ve envai çeşit kuş, hüsn-ü yusuflar, menekşeler, sümbüller arasında yürüdü. Halının ortasına, kan rengi bir gül oturdu. Güle, bir ışık huzmesi vurdu. Gül dışındaki her şey, çiçekler, yapraklar, kuşlar, gülün ışığı ile kör oldu, karanlıkta kaldı. Resme, Güle sorma o bilmez adını verdim. Halıyı bir ucundan yaktım. Ateş usul usul yürüyorken, resmi kendi haline bıraktım.”

Şarkılardan fal tuttum, hislerime söz olanları alt alta yazdım. İşte benim kaderim. Bir yudum Jak Danyel içtim. Bir şarkı ona, bir şarkı bana. Tutkumu anlatamayanları yok saydım. Onunkileri dinledim, kızdım, sinirlendim. Ben seni çok sevdim. Ama sen beni, benim seni sevdiğim kadar sevemedin. 

Bende tam da bu hissiyatı uyandıran, bazı paragraflarını tekerleme söyler gibi okuduğum bir derin tutku kitabı.