Tomris Uyar’ın sekiz öyküden oluşan kitabı hayatın içinde yitip giden insanlık hallerini anlatıyor. Cana tak ettiren fakirlikle mücadele eden, biraz para için gözünü bile kırpmadan can alabilen bir karakter… Despotluģu ile tanınan, askeri disipline alışkın ama bununla da toplumda dışlanan emekli albay… Metazori evlilikle hayatı kararan ve gerçek aşkı arayan Aydın… Kocasının ailesi tarafından onay görmemiş bir kadın ve hayatını bu reddedilişin gölgesinde geçiren Feride Hanım’la Behçet Bey… Bir yastıkta kocama kısmetine erememiş, ayrı şehirlerde özlemle yaşama savaşı veren Şermin ile Orhan… Gönlünden, yatağından koparıp atsa da hayatından tamamen çıkaramadığı eski eşinin sırtına yüklenen dertleri ile boğuşan Müzeyyen Hanım… Yalnız hayatını, evinin bir odasını kiraya verdiği ünlü yönetmen kiracısıyla yaptığı diyaloglarla süsleyen Meliha Hanım… ölüm döşeğinde emektar yardımcısı ile sessiz diyaloglar kuran Hanım… Farklı karakterler, farklı hayatlar… Sokakta yanımızdan geçen insanlar ve kendilerinde gizli yaşam öyküleri…
Yaradanın insanoğluna hediyesi gün batımları. Yaşam döngüsü ince hesaplarla oluşturulmuş doğanın geri kalanı gibi. Güneşin doğuşu ve batışı hayranlık uyandıracak kadar teatral. Dünyanın en şık dekorlarından biri… Şiirsel… Gözlerimize ziyafet, ruhlarımıza esenlik katıyor. Kerem’in Aslı’ya hayranlığı gibi hayran insanoğlu güneşin doğuşuna da, batışına da. Aşkların tazelendiği, gönüllerin pır pır ettiği saatler.
Güneşin doğuşu, yeni bir günün habercisi, bizi bekleyen sürprizlerin sırdaşı. “Bekle de gör sana sunacağım günden payına düşenleri” der gibi selam verir bizlere. Günün neleri barındırdığını görmek için sabırsızlanırız. Sonra da onu umursamazca harcar geçeriz. Yarına uyanacağımız garantiymiş gibi. “Bitsin artık bugün, çok uzadı” serzenişleriyle tüketiriz.
Gün batımı da bir başka törendir aslında. Yine gözlerimizi bir başka güzellikle dağlayan. Hızla yitip giderken dağların ardında, denizin ötesinde şükretmeyi unuturuz; bir günü daha yaşamış olmanın ne büyük bir ödül olduğuna, o gün içinde yaşadığımız güzelliklere, günü sağlıkla bitirdiğimize, yaşamak için gerekli kazancımıza, sevdiklerimizin o saatte hâlâ yanımızda olduklarına.
Gün batımında en güzel şarkılar mırıldanılır, şiirler yazılır, buğulu seslerle sevgiliye okunur en içli aşk şiirleri. Ya da sevgilinle yazarsın muhteşem sözleri, müzikleri, senaryoları. O dekorun içinde erir gidersin. Kalbinde ilk aşk günündeki heyecanla, en derin sevginle, içinde uçuşan binlerce mutlu kelebekle.
Bazen bir ilk olur hayatında gün doğuşunu da, batışını da izlemek. Ömründe en az bir kere olsun o muhteşem sahneyi görmek için erkenden kalkarsın. Veya başındaki onlarca meşguliyetten sıyrılıp, gün batımına koşarsın. Elin sevgilinin elinde. Gözün saatte. Son altı dakika kalmışsa hele, daha önce hiç kimseyle paylaşmadığın o eşsiz güzelliği birlikte görmek için telaş edersin. Çıkarır atarsın üzerindekileri parçalarcasına. Terliklerin kumun üzerinde bir yerlere savrulur. Dalgaların ötesinde bir görünüp bir yok olan güneşe kitlenmiş gözlerinle ellerin sevgilinin elinde koşarsın denizin içinde. Ne vücudunu döven dalgalar, ne de dalgaların şekilsizleştirdiği kumlar size mâni olabilir. Sanki mavi mermer üzerinde yürür gibi kayar gidersiniz. Gözünüzü dalgaların arasına saklanan güneşten ayırmadan, tamamen yok oluncaya kadar izlersiniz. Birbirinizin kollarında, dudak dudağa… Poseidon’dan Helios’a bir selam, bir ayin olur size sunulan. Hiç dile getirmezsiniz, ama o anın değeri kendi içinde saklıdır. Daha önce paylaşılmamış bir zaman dilimi. Sadece ikinize ait. Tanrıların size bahşettiği; çünkü denizi bile kimseyle paylaşmazsınız o ayin esnasında. Yalnızca sen ve sevgilin.
Batan güneşin kızılı, turuncusu, sarısı, moru ile yıkanırsınız. Güneş yanığı tenleriniz, şeffaf suyun altında o büyüleyici renklere bulanır. Deniz bakır çalmış sedefli bir jöle gibidir şimdi. Gündüz ki mavisinden, laciverdinden eser yoktur o saatte. Yapay bir havuzda sanırsınız kendinizi. Ressamın paletinden taşan gün batımı renklerinin ortasında birer siluet olursunuz. Biraz sonra güler yüzlü bir yunus yanınızda belirir, suyun üzerinde takla atar ve sizi sırtına aldığı gibi aşk ülkesine, huzur ve mutluluk şehrine götürür. Ve orada, sevginizi büyüterek ebediyen yaşarsınız.
"Chi legge avrà vissuto 5000 anni: c'era quando Caino uccise Abele, quando Renzo sposò Lucia, quando Leopardi ammirava l'infinito. Perché la lettura è un'immortalità all'indietro."