ÇERÇEVE – GEÇİŞ – ÖVGÜ Rachel Cusk

2003 yılında Granta’nın “En İyi 20 Genç Britanyalı Yazar” listesinde yer alan Rachel Cusk “yok edilmiş bakış açısı tekniği” ile yazdığı Çerçeve, Geçiş ve Övgü isimli üçlemesiyle romanda özgün bir tarz yaratmış.

Her üç romanın ana karakteri Faye, boşanmış ve iki oğlu ile yaşayan İngiliz bir yazar. Zaten Faye hakkında bildiklerimiz de az çok bununla sınırlı. Çünkü Cusk, romanlarında kurguyu, Faye’in üç farklı zaman diliminde kısa sürelerle tanıştığı insanların hikâyelerini dinlemesi üzerine yapmış. Aslında buradan da dinlediği hikâlerden Faye’in bir yazar olarak beslendiği varsayımında bulunabiliriz. Yani Faye romanları için argüman oluşturuyor.

Üçlemenin ilk romanı Çerçeve, Faye’in eğitmen olarak Atina’da bir yaz okulundaki okuma-yazma atölyesine katılmasını anlatıyor. Uçak yolculuğundan itibaren Faye, koltuk komşusu, atölye katılımcıları ve Atina’da buluştuğu arkadaşlarının kendisine anlattığı hikâyeleri dinliyor. Aşklar, aldatılmalar, yalnızlıklar, boşanmalar, ebeveynlerin çocuklarıyla ilgili sorunları gibi aslında Faye’in hayatıyla bir noktada kesişen bilgiler.

Geçiş isimli ikinci romanda Faye, oğulları ile birlikte Londra’da bir ev satın alıyor. Evin tadilatı esnasında oğulları babaları ile kalıyorlar. Bu süreçte Faye’in alt kat komşusu, buluştuğu birkaç arkadaşı ile arasında geçen diyalogları daha çok karşısındaki insanların hikâyeleri üzerinden aktarıyor. Burada çok da az olsa kendi çocukları ile diyaloglarını da okuyoruz. Başkalarının hikâyeleri aslında biraz da kendi hikayesi… Yalnızlık, bağlanma, sorumluluk, aile, kader konuştuğu kişilerin olduğu kadar Faye’in de meseleleri…

Üçlemenin son kitabı Övgü’de ise Faye, Amsterdam’daki bir edebiyat festivaline gider. Festival süresince görüştüğü yayıncılar, çevirmeni, editörü, bir hayranı, gazeteciler ile sanat ve edebiyat, aile, evlilik, adalet ve özgürlük üzerine konuşmalar yapar. Üçüncü romanda da Faye’in hayatından çok az kesit görüyoruz.

AYIŞIĞINDA “ÇALIŞKUR” – Haldun Taner

Bir sokakta yürürken adıyla dikkatimizi çeken apartmanlar vardır; Tatlıdil Apartmanı, Hükümran Apartmanı, Kadife Apartmanı… Bunlar neyse ki geleneksel isimler. Kentsel dönüşüm sonrasında bazı mahallelerde yeni nesil apartman isimleri peyda oldu; Titiz Palace, Hikmet Rezidans, Sümbül Loft… Belki de sakinlerinden birkaçının adreslerini söylerken asla akıllarına gelmeyecek eklentilerle beyinlerine haddinden fazla yüklenecekleri apartmanları var artık. Konu aslında apartman isimleri değil, o apartmanlara oturan sakinler. Hangi birini merak edeceksin? Öyle üç, beş daire değil, en az yirmi altı, en fazla altmış daireli apartmanlarda kim kime, dum duma. Eskisi gibi komşulukların olmadığı apartmanlarda, insanlar birbirlerinin en azından isimlerini bilsinler diye whatsapp grupları kuruluyor. Yeni komşu geliyor. Yönetici hoş geldiniz sevgili komşumuz diye mesaj atıyor. Sonra bakıyorsunuz bir güle güle mesajı; hiç karşılaşmadığınız, evli mi, çocukları var mı, evde aile büyükleri de mi yaşıyordu bilmediğiniz bir başka komşu taşınıp gidiyor. Bir çoğunun ne iş yaptığını bile bilmiyoruz. Ne de nereli olduklarını… Birkaçı dışındakiler bizim için telefon ekranındaki ad ve soyadından ibaret.

Öykü, sokağı aydınlatan ayışığında, Bekçi Zülfikar’ın devriye sahnesi ile açılıyor. Çalışkur Apartmanı’nın önünde cigarasını içen apartman görevlisi memleketlisi Saime ile flörtöz konuşmasının ardından, kocasının mapusta olmasıyla boş kalan yatağını ısıtmaya bodrum katına iner. Sonra teker teker her biri zengin, aklı başında, akıllı uslu, namuslu gibi görünen tüm daire sakinlerinin evlilik dışı ilişkileri, rüşvet, kumar, kaçakçılıkla örülü gerçek kimliklerini keşfederiz. Öykü, dindar, namuslu, aile kurmaya çalışan Melahat ve Nuri’nin Bekçi Zülfikar ve ona yardıma gelen bir başka bekçi tarafından sokak köşelerinde zina yaptıkları gerekçesiyle karakola götürülme sahnesi ile sona erer.

Haldun Taner’in bu kara mizahı 1954 yılında yayımlandığında aldığı tepkiler derlenmiş. Kitabın içinde okurlardan gelen mektuplardan bölümler de yer alıyor. Karakterleri içselleştirenler, alınanlar, karakterlar hakkında yazılanlara üzülenler, teessüflerini bildirenler… Sonrasında Taner öyküyü, okurların tepkilerinden yola çıkarak, onların okumak isteyecekleri şekilde yeniden kaleme almış.

Okurken gülümsüyor, düşünüyor ve bu büyük ustayı bir kere daha takdir ediyorsunuz.