Roma’dan Bize Yadigâr

Roma Sokakları - Fotoğraf KorkutGökhan

Roma Sokakları – Fotoğraf KorkutGökhan

Vittorio Emanuele Anıtı - Fotoğraf KorkutGökhan

Vittorio Emanuele Anıtı – Fotoğraf KorkutGökhan

Castel Sant'Angelo - Fotoğraf KorkutGökhan

Castel Sant’Angelo – Fotoğraf KorkutGökhan

Colosseum - Fotoğraf PeymanüNALSIN

Colosseum – Fotoğraf PeymanüNALSIN

San Pietro Bazilikası - Fotoğraf PeymanÜnalsın

San Pietro Bazilikası – Fotoğraf PeymanÜnalsın

Villa Borghese - Fotoğraf KorkutGökhan

Villa Borghese Fotoğraf KorkutGökhan

Tevere Nehrin'den San Pietro Bazilikası - Fotoğraf KorkutGökhan

Tevere Nehrin’den San Pietro Bazilikası – Fotoğraf KorkutGökhan

Şemsiye

IMG_2193A_resize

Melekler Köprüsü – Fotoğraf KorkutGökhan

Sema Hanım! Sema Hanım!

Hay Allah ya! Bir tutam güneşi gördü, unuttu beni, gitti.

Hayalperest! Ta nerelerden taşıdı beni. Kâh kolunun altına sıkıştırdı, kâh başının üstüne taç yaptı. Ne yağmurlar atlattık birlikte. Az fırtınalara direnmedik değil hani. Ters dönüp tellerim ikiye katlanacak diye kalp çarpıntıları yaşadım. Yeri geldi, şuursuz şoförlerin sıçrattığı yağmur sularına, çamurlara kalkan oldum. Siyah beyaz fotoğraflarda, renkli dekor niyetine kullanıldım. Yağmurlu günlerin vazgeçilmezi ben, öyle bir sandalye tepesinde süklüm püklüm unutulmayı hak etmedim.

Geliyor mu ne? Tüh! Benzetmişim. Hatırlayacak mı acaba beni unuttuğunu? Hiç sanmam. Dalmıştır şimdi kiliselerin içindeki fresklere, şehri kuşatan çeşmelere, vitrinlere. Eh haksız sayılmaz! Benim bile aklım kaldı şık, kaliteli mağazalarda. Pembe açelyalarla süslü İspanyol Merdivenleri’nden inince daldığımız sokaktaki mağazalardan birinin vitrininde dekor olmayı isterdim doğrusu. Her gün vitrinin köşesinden gelip geçeni izlemek, her biriyle, farklı hayallere dalmak ve kim bilir, günün birinde başımı döndüren parfüm kokulu zarif elleri ile belimi kavrayan şık bir hanımefendinin elbise dolabında yerimi almak.

IMG_3008_resize

İspanyol Merdivenleri – Fotoğraf KorkutGökhan

Bazen, önceki hayatında kış aylarını Tevere boyunda yürüyüşlerle renklendiren, yaz geldiğinde Ostia’daki huzurlu evine sığınan bir İtalyan Kontu olduğuma inanasım geliyor.

Şu sandalyeden kurtulsam ve kendimi o muhteşem sokaklara atsam. Yıllara omuz omuza direnen sarı binaların, dimdik vakur ön cephelerinin arkasında sakladıkları sardunya kokulu neşeli avlularını gözlesem. İkindi güneşiyle yıkansam, manolya ağacının altındaki masaya uzanıp.

Anita ile Marcello mu o öpüşenler? Suyun sesini ve aşkın havaya saçılan tutku dolu büyüsünü hissediyoum. Neptunus, Cares ve Salus nöbet tutuyor çeşme başında. “Biz, attığınız bozukluklara göz kulak olur, dileklerinizin yolunu açarız. Denizlerin uçsuz bucaksız enginliğini, bereketi ve suyun arındırıcı gücünü size sunuyoruz” diyorlar adeta.

IMG_2015AR_resize

Trevi Çeşmesi – Fotoğraf KorkutGökhan

Bir sandalye köşesinde unutulmuş olmak o kadar da dokunmuyor artık. Gördüklerim beni avuttu. Belki de bu güzel şehirde beni yeni bir hayat bekliyor. Bir anda kaderim tamamen değişebilir. Kalabalık sofralar etrafında toplanan, konuşurken ellerine kollarına söz geçiremeyen İtalyan ailelerinden birine karışabilirim. Küçük hamur parçalarının, çeşitli renk ve tatta soslarla nasıl da leziz bir ziyafete dönüştüğüne tanık olabilirim.

IMG_2503A_resize

Navona Meydanı – Fotoğraf KorkutGökhan

Sularım süzülsün diye duvarın dibine dayadıkları balkondan, heybetli heykellerle donanmış meydanların pandomim ustaları ile selâmlaşırım. İmparatorluğun bağımsızlığına ithaf olunan beyaz mermer saraya bakıp, büyük kralın şanlı savaşlarda kullandığı değerli kılıcı olduğumu hayal edebilirim. DOLCE VITA!

Hasetle bakan gözlere inat, istediğim zaman Pantheon’a süzülen güneş ışığında yıkanır, Borghese Villası’nın bahçesinde sandal sefası yapardım.

Pantheon - Fotoğraf KorkutGökhan

Pantheon – Fotoğraf KorkutGökhan

Maalesef tüm bunlar hayalden öteye gidemez. Ben ne Mary Poppins’in sapına tutunarak göklerde uçtuğu, ne de yağmurlu bir gecede dans edip, şarkı söyleyen Gene Kelly ’nin şemsiyesiyim. Ben, mütevazı öğretmen maaşıyla çocuklarını okutmak için seferber olan, eşinden dostundan imrenerek dinlediği uzak ülkeleri, kitap sayfalarından esinlenerek düşlerinde yaşayan vefakâr Sema Hanım’ın şemsiyesiyim. Vefakârlık ana, babadan çocuklara sirayet eden bulaşıcı bir hastalık bu ailede. Onların sayesinde buradayım ben de. Sema Hanım’ın unutkanlığı yüzünden de bu sandalyede.

Beni büyüleyen bütün bu şehrin dokusu, kokular, şık insanlar yurtseverliğimin önüne geçemiyor. Yaşayamam ben yaban ellerde. Kıyamam Sema Hanım’a da. Başka şemsiyeler altına terk edemem. Gelsin, alsın beni artık.

Peyman Ünalsın