Ne Okuyorum

LRM_EXPORT_116367132921668_20180919_094416995

Portakal ve mandalina ağaçlarının gölgesinde, meyvelerinin kokusunu bastıran melisa çiçeğinin kokusunu içime çekerek okudum bu güzel beş öyküyü. İyiden iyiye serinleyen akşam saatlerinin nemiyle değil, öykülerin verdiği duygu yoğunluğu ile titredim.

Gidenler, gitmeyi beceremeyenler, ayrılıklar, sevgiyi içinde yaşayanlar, merdümgirizler, konuşamayanlar, kaçanların duygularıyla örülmüş “yuva” üzerine kurulu harika öyküler. Melisa Kesmez’in hayatın içinde biriktirdiklerini, Tanrı vergisi yeteneği ve azminin başarılı sonucu olarak beni derinden etkileyen cümlelerinde yaşıyorum. Bir sonra ki kitabını şimdiden sabırsızlıkla bekliyorum.

#bizimbuyukchallengeimiz için çok sevdiğim bir yazarın henüz (uzak henüz değil. Ama doğru, kendisi çok sevdiğim bir yazardır) okumadığım kitabı kategorisine yerleştiriyorum.

Peyman Ünalsın Gökhan

Ne Okuyorum

Bir kabuğun içinde yaşayanlar vardır. Kendileri ile yüzleşmemek için, bazen yüzleşmek zorunda olduklarından kaçmak için, hatta yüzleştiklerinden korunmak için. Bir ailenin üç kuşak kadınını kuşatan talihsiz olaylar zincirini kimi zaman güldürerek, kimi zaman ağlatarak anlatıyor Zeynep Kaçar. Tasvirleriyle, beni o şanssız kadınların arasına oturttu, dertlerini paylaştırdı.

Ne Okuyorum

FullSizeRender

Köylerden her geçişimde, geçen yaz Baambrugge’de çoluk çocuk ailece yaptığımız yaz tatili geliyor aklıma. Oradaki tezek kokusunu alıyor burnum. Yeniden oralarda olasım geliyor.

Yağda kavrulan sarımsak kokusu, dört yıl yaşadığım İtalya’nın Francavilla al Mare kasabasında, okuldan sonra akşamları çalışmaya gittiğim balık restoranının sahibi Cecchino’nun yaptığı leziz karidesli linguine (makarna) kokusunu hatırlatıyor bana.

Meşe, paçuli, ahşap, tütün kokusu hayat yoldaşımı getiriyor gözümün önüne.

Hâlâ burnumda oğlumun bebeklik kokusu var meselâ.

Anne, baba, kardeş kokusunu da asla unutmuyorum.

Philippe Claudel de yaşamında yer eden kokuları anlatmış. Severek okudum.

Ne Okuyorum

Yazarı, çok sevdiğim Truman Capote, çeviren ise başucu yazarlarımdan Melisa Kesmez olunca raflarda yerini alır almaz okudum. Cevheri parlak bir yazar olacağı, Truman Capote’nin ilk gençlik yıllarında kaleme aldığı öykülerden belliymiş. New York Halk Kütüphanesi’nin tozlu arşivlerinden çıkan genç Capote öyküleri, zengin hayal gücünü gözler önüne seriyor. Bayıldım.

Ne Okuyorum

Yerel Renkler

Cafe de Flore’da oturmuş Matmazel Vivienne’in zarif el hareketleri eşliğinde yanında oturan genç adamla konuşmasını izliyorum. Gözlerinde aşk parıltıları çakıyor. Başını eğiyor mahcup bir edayla. Biran sözler yok oluyor. Duygular uçuşuyor havada. Genç adam elini pardösüsünün cebine atıyor. Küçük  kadife bir kutu çıkartıyor. Matmazel Vivienne’in elini tutuyor…

Cafe de Flore’da oturmuş Truman Capote’nin Yerel Renkler’i ile dünyanın çeşitli şehirlerine yolculuk yaparken, kendi Paris öykümün cümleleri kafamda oluşmaya başlamıştı.

Ne Okuyorum

bazen_bahar

Güneşli bir cumartesi, sırtınızı yemyeşil doğaya, yüzünüzü masmavi denize verir, gökyüzünde salınan renkli bir uçurtmanın peşinde koşarsınız ya, işte bu öyküler de size aynı hazzı veriyor. Bitmesin istiyorsunuz. Elinizden bırakamıyorsunuz. Her öykü sonunda, durup sindiriyorsunuz. Bir parça çikolatanın ağzınızda bıraktığı o müthiş tadı yakalıyorsunuz. Melisa Kesmez daha çok üretsin, daha çok okuyalım.

melisa kesmez

Soğuk bir cumartesi, sıcak bir hoşgeldinle misafirlerini karşılayan Akademi Kitabevi’nde tanıştım Melisa Kesmez ile. Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz ve Bazen Bahar isimli iki öykü kitabını imzaladı benim için. Kısa sohbetimiz bu enfes öykülerin yazarını layıkıyla tanımak açısından yeterli değildi tabii. Ama heyecan vericiydi. Türk yazarların kitaplarını okuyamıyorum diyenlere, edebiyatımızı ve değerli kalemlerimizi keşfetmek adına güzel bir başlangıç olabilir Kesmez’in öyküleri.