Ne Okuyorum

Daha güzel bir dünyaya kavuşmak ütopik olmamalı. Insanlar üzerine düşeni yapsalar, yaşanabilir her alanı sahiplenseler hayallerimizdeki dünyaya kavuşmak o kadar da zor olmaz. Yeryüzünde yaşayan diğer canlıları sevip korusalar, tarihine saygı duyup mirası yaşatmayı ilke edinseler daha güzel bir dünyada yaşamak hayal olmaktan çıkar.

Arkeolog Francesco Orsini, bir konferans için kendisini Türkiye’ye davet eden mimar Hanzade Kayı ile daha güzel bir dünyaya kavuşmanın kurallarını içeren bir kitabın peşine düşerler. Kitap bir Hitit kraliçesi ve bir keşiş tarafından yazılmıştır. Kitabın peşine düşen Profesör Orsini ve Hanzade Kayı, Türkiye’nin hıristiyanlık alemi için Hac yolu niteliğindeki şehirlerini ve tarihi mekanlarını ziyaret ederler. Türk mutfağının enfes tatlarını, müziklerini, tarihini, dünyaca ünlü koro şefi Stefano Mazzoleni’nin bu ilk romanında okuyabilirsiniz.

Bu kitap benim için duble keyifli oldu. Çünkü hem Türkiyemin güzelliklerinden bahsediyor hem de sevgili okuldaşım, arkadaşım Meltem Tosun’un çevirisi ile yayınlandı. Bu sebeple de #bizimbuyukchallengeimiz ın 32.maddesi olan çevirmenini çok sevdiğiniz kitabı sahipleniyor.

Reklamlar

Ne Okuyorum

Bir Ask

Aşk, uçsuz bucaksız çöllerde güneşe esir düşmektir. Okyanusun ortasında yemyeşil küçük bir adadır. Masmavi gökyüzünde, beyaz kanatlarını açmış bir martıdır. Lacivert denizlerde saatte 40 mil hızla giden bir sürat teknesidir. Şömine başında okşanmayı bekleyen kedidir. Aşk, kafasına kadar pislenmiş buna rağmen parkta şen şakrak oynayan çocuktur.

Aşk mutlu eder. Aşk kırar. Aşk üzer. Aşk tedirgin eder. Aşk kıskançtır. Aşk ulaşılmazdır. Aşk sabırsızdır. Aşk eşsizdir.

Umarsız aşıklar vardır. Sefil aşıklar vadır. Küstah aşıklar vardır. Yalancı aşıklar vardır. Aldatan aşıklar vardır. Hor gören aşıklar vardır. Gözü kara aşıklar vardır. Sahiplenen aşıklar vardır. Düşünceli, kibar, nazik aşıklar vardır.

Milanolu kırkdokuz yaşındaki mimar Antonio aşkın her halini, aşık olduğu genç fahişe Laide ile yaşar. Gözü kara aşık parmakta oynatılan bir oyuncak misali Milano’nun o sokağından bu sokağına savrulur durur.

Dino Buzzati’nin okuduğum ikinci kitabı, #bizimbuyukchallengeimiz ın 16. maddesi olmayı hak etti.

Peyman Ünalsın Gökhan

Ne Okuyorum

 

20180603_233336-01

Bir toplantı için Başakşehir’e gittim bu sabah. TEM otoyolundan Atatürk Havalimanı yönüne doğru giderken fark ettim ki, o yollar birkaç yıl önce kullandığım yollar değildi. Şehrin bambaşka bir noktasındaki, bambaşka bir otobandı. Daha önce hiç kullanmadığım. Sadece otoban olsa iyi, çevresindeki yerleşim de bana tamamen yabancıydı. Ben kimim, nerdeyim sorgulamaları ile Alzheimer oldum da farkında değilim psikolojisinin getirdiği çöküntü içinde toplantıya gittim.

İstanbul’u toza dumana boğan kentsel dönüşüm, yapılaşma biz sakinlerini hem fiziksel hem de ruhsal yorarken, kendi kentimizi tanıyamaz hale geldik. Yaşadığımız mahallede, bir apartman altındaki kuru temizlemecimiz bir sabah buharlaşabiliyor. Kasabımız sırra kadem basıyor. Komşularımız -ki çoktandır komşuluk da kalmadı aslında, tek tük edinebildiklerimiz diyelim- şehrin değişik noktalarına savruluyor.

Hakan Bıçakcı da İstanbul’un bu elim değişiminden esinlenerek ana karakteri Kahraman’ın buhranını kaleme almış. Kahraman, İstanbul şehir rehberi hazırlamaya çalışan bir yazardır. Ama şehirdeki değişimler kitabı bitirmesine engel teşkil eder. Bozulan psikoloji, yalnızlık, büyük değişimler ve uykusuzluk…

#bizimbuyukchallengeimiz 17.madde ve hiç okumadığım bir yazarın kitabı…

 

Peyman Ünalsın Gökhan

 

Ne Okuyorum

20180512_170203-01-01

Ayşe’nin Kitap Kulübü’nde okumaya çalıştığım, ama sanırım o dönemdeki ruh halim sebebiyle bir türlü “huzur”lanıp okuyamadığım kitap. #bizimbuyukchallengeimiz ın 28.maddesine göre “daha önce yarım bıraktığım kitap”tır aynı zamanda. Bazen ara vermek iyi geliyor. Tatile giderken seçtiğim kitabın ruhu, tatil ruhumu bastırmamalı mesela. İlk okumada “HUZUR”la eş değer bir ruh hali yakalayamamıştım.

Anne ve babasını küçükken kaybeden Mümtaz, akrabası İhsan’ın edebiyat, resim, musiki yönünden zengin evinde büyür. Eşinden boşanmış Nuran’a duyduğu aşkı şiirlerle, musikiyle ifade eden Mümtaz’ın ruhunda esen fırtınaları anlatır roman. Buna bir de İkinci Dünya Savaşı’nın huzursuzluğu, belirsizliği eklenir.

Eski İstanbul’u, Boğaz’da yapılan sandal sefalarını, Ada’ları şiirlerle, musikiyle daha da tatlandırarak anlatmış Tanpınar. “Huzur”la okudum bu sefer.

Peyman Ünalsın Gökhan

 

Ne Okuyorum

Rüyalarının gerçeklik üzerindeki etkisinden korkan George Orr, rüya görmemek için uyumaktan da korkar hale gelmiştir. Psikolojik olarak da sarsılan George, derdine çare olması için gittiği Dr. Haber tarafından dünyayı değiştirmek amacıyla kullanılmaya başlayınca bir avukatlık bürosunda tanıştığı Lelache’ı Dr. Haber’ın ofisini denetlemesi için tutar. George’un tedavisi devam ederken dünyada değişimler olmaktadır. Rüya içinde rüyalar bizi uzaylıların kol gezdiği bir dünyaya götürür. Ve kitabın sonunu, okurun güvenilir zihnine bırakır Le Guin.

#bizimbuyukchallengeimiz ın 29.maddesi olan klasik bir bilim kurgu kitabı olarak okudum Le Guin’in romanını.

 

Ne Okuyorum

20180307_170033

#bizimbuyukchallengeimiz ın 11. maddesi olan “en az 30 sene őnce yazılmış bir kitap” niteliğinde okudum Sunullah İbrahim’in O Koku adlı romanını.

Kitabın yayımlanma sürecindeki hikaye, içeriğinden daha fazlasını hayal ettirdi. Bu yüzden de büyük beklenti ile okudum. Beklentimin cevabı değildi ne yazık ki.

Ne var ki, kitabın ilk yayımlandığı 1966 yılında toplatılması, yirmi yıl kadar da karanlıkta kalması, muhalif görüşlerin her zaman dışlandığını, baskı altına alındığını bir kere daha kanıtlar nitelikte.

Peyman Ünalsın Gökhan

Ne Okuyorum

20180201_112640Taşınma, yeni iş, yoğun tempo, ev-iş arasında sokakta geçen zaman derken öykü yazmak uzak bir hayal oldu. İçim rahat mı? Hiç değil. Her gün yapmaya baş koyduğum sporu bir gün yapmadığımda vicdanım nasıl sızlarsa, yazmadığımda da aynı sızıyı hissediyorum. Ama olmuyor. Kendimi öykü yazmaya veremiyorum. Şu an için…

Yazamıyorum, ama okumaktan vazgeçemiyorum. Hele her gün yollarda geçen üç saati düşünürsek, okumamayı kendime yediremiyorum. Ben de bari 2018 okumalarımın bir hikayesi olsun dedim. #bizimbuyukchallengeimiz 2018’e iştirak ettim.

Ve yılın ilk kitabı, #bizimbuyukchallengeimiz’in 21.maddesi *Size hediye edilmiş bir kitap…

Yekta Kopan okuma yazma atölyesinde tanıştığım ve birlikte birkaç kur ders yaptığımız, sonrasında da arkadaşlığımızı sürdürdüğümüz sevgili Ömür’ün iş yerimde ziyarete geldiğinde hediye ettiği kitap, tam da bu maddeye cevap oldu. Kitabın adı Cumartesi, yazarı Ian McEwan. Aslında bu kitap challenge’ın iki maddesine de cevap olabilir; hediye edilen ve ilk defa okuduğum yazar. Ama yıllık kitap okuma sayımı arttırmak için sadece bir maddeyi tamamlamış addediyorum kendimi. 🙂

Londra’da yaşayan sinir cerrahı Henry Perowne, 15 Şubat 2003 cumartesi sabahına çok erken bir saatte başlar. Yatak odasının penceresinden yandığını gördüğü Rus uçağının, can kaybı olmadan hava alanına inebildiğini duyar birkaç saat sonraki haberlerde. Irak’ın işgalini protesto için halkın toplanacağı 15 Şubat Cumartesi gününün alâmet-i fârikası mıdır bilinmez ama Henry Perowne için oldukça uzun ve şiddet dolu bir Cumartesi olur.

Akıcı ve rahat okunan bir dili var Ian McEwan’ın. Hatta bazı bölümlerde son derece sürükleyici buldum. Diğer romanları ile karşılaştırma yapabilme yetisine sahip değilim, ama bu romanında fazlaca tıbbi terimler kullanmış ve detaya inmiş. O sayfaları okumak yordu açıkçası.

Challenge’a bir Ian McEwan kitabı daha katabilecek miyim bakalım?