Ne Okuyorum

20180209_123631

Yıllarını eğitime adamış, görerek bakan, sağduyu ile yaklaşan, hisseden, hislerini aktarabilen, günlerini sanatla harmanlayan, gördüklerini, duyduklarını başkaları da nasiplensin diye paylaşan, muzip genç kız bakışlarıyla hayatın matrak mozaiğini çözen, günleri dolu dolu yaşayan, emekliliğimi onun gibi yaşamayı dilediğim değerli bir kadın yazar.

Nurşen Hanım, nâm-ı diğer Leylakdalı Hanım https://leylakdali.blogspot.com.tr/, blog dünyasının hayatıma dokundurduğu çok değerli insanlardan. Yıllardır yazılarını büyük bir keyifle takip ediyorum. Birkaç kere telefonla konuştuk, mesajlaştık. Yıllar önce bir gün, Ayşe’nin Kitap Kulübü blog yazılarımdan birine istinaden postadan çıkan bir Nurten Ay (Ali Teoman, 1991’de Haldun Taner Öykü Ödülü alan Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı isimli kitabını bu adla yayımlatmıştı) kitabının Antalya’da yaşayan sahibesi. O kitap şimdi kütüphanemin rafında; sayfaları arasında sıcacık bir not yazılmış kartıyla birlikte.

Nurşen Hanım’ın bir kitap yazmasını hep bekledim. Ve en nihayet 2017’nin son aylarında ilk kitabı yayımlandı.

#bizimbuyukchallengeimiz’ın “Bir yazarın ilk kitabı” başlıklı 1.maddesine ithafen okudum Mutfağın Hatıra Defteri’ni. Okudukça kendi çocukluğumun mutfağına girdim çıktım. Nurşen Hanım’ın eş-dost tarafından Zarifanım diye tanınan anneannesinin yemekleri, kuzenlerle geçirilen tatiller, bahçe sinemaları, televizyon üzerine serilen dantel örtüler, çocuk ruhuyla kalkılabildiğinde ziyafete dönüşen sahurlar, komşular ve daha niceleri…

Ben kitabı okurken, büyüdüğümüz için annemin artık hiç yapmadığı muzlu rulo pastasının mis gibi kokusunu hatırladım. Bakalım siz neleri yâd edeceksiniz çocukluğunuza dair.

Bu arada sevgili Nurşen Hanım kitabımı imzaladı ve tekrar İstanbul’a geri gönderdi. Şimdi bir yazarın ilk kitabı, üstelik de tanıdığım bir yazarın ilk kitabı vasfıyla kütüphanemdeki yerini aldı 🙂

 

Ne Okuyorum

20180201_112640Taşınma, yeni iş, yoğun tempo, ev-iş arasında sokakta geçen zaman derken öykü yazmak uzak bir hayal oldu. İçim rahat mı? Hiç değil. Her gün yapmaya baş koyduğum sporu bir gün yapmadığımda vicdanım nasıl sızlarsa, yazmadığımda da aynı sızıyı hissediyorum. Ama olmuyor. Kendimi öykü yazmaya veremiyorum. Şu an için…

Yazamıyorum, ama okumaktan vazgeçemiyorum. Hele her gün yollarda geçen üç saati düşünürsek, okumamayı kendime yediremiyorum. Ben de bari 2018 okumalarımın bir hikayesi olsun dedim. #bizimbuyukchallengeimiz 2018’e iştirak ettim.

Ve yılın ilk kitabı, #bizimbuyukchallengeimiz’in 21.maddesi *Size hediye edilmiş bir kitap…

Yekta Kopan okuma yazma atölyesinde tanıştığım ve birlikte birkaç kur ders yaptığımız, sonrasında da arkadaşlığımızı sürdürdüğümüz sevgili Ömür’ün iş yerimde ziyarete geldiğinde hediye ettiği kitap, tam da bu maddeye cevap oldu. Kitabın adı Cumartesi, yazarı Ian McEwan. Aslında bu kitap challenge’ın iki maddesine de cevap olabilir; hediye edilen ve ilk defa okuduğum yazar. Ama yıllık kitap okuma sayımı arttırmak için sadece bir maddeyi tamamlamış addediyorum kendimi. 🙂

Londra’da yaşayan sinir cerrahı Henry Perowne, 15 Şubat 2003 cumartesi sabahına çok erken bir saatte başlar. Yatak odasının penceresinden yandığını gördüğü Rus uçağının, can kaybı olmadan hava alanına inebildiğini duyar birkaç saat sonraki haberlerde. Irak’ın işgalini protesto için halkın toplanacağı 15 Şubat Cumartesi gününün alâmet-i fârikası mıdır bilinmez ama Henry Perowne için oldukça uzun ve şiddet dolu bir Cumartesi olur.

Akıcı ve rahat okunan bir dili var Ian McEwan’ın. Hatta bazı bölümlerde son derece sürükleyici buldum. Diğer romanları ile karşılaştırma yapabilme yetisine sahip değilim, ama bu romanında fazlaca tıbbi terimler kullanmış ve detaya inmiş. O sayfaları okumak yordu açıkçası.

Challenge’a bir Ian McEwan kitabı daha katabilecek miyim bakalım?